Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, sağlıklı yas süreci hakkında açıklamalarda bulundu.
Amaç kaybı unutmak değil, onunla birlikte yaşamayı öğrenebilmek!
Kederin, sevdiğimiz birini ya da bizim için anlam taşıyan herhangi bir şeyi kaybettiğimizde verdiğimiz doğal ve sağlıklı bir psikolojik tepki olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Aslında yas tutabilmek, bağ kurabilme kapasitemizin bir göstergesidir.” dedi.
Toplumda ‘yasın beş evresi’ olarak bilinen inkâr, öfke, pazarlık, depresif duygulanım ve kabullenme modeli olduğunu aktaran Tunçel, “Ancak güncel psikoloji literatürü, herkesin bu evreleri aynı sırayla veya aynı yoğunlukta yaşamadığını gösteriyor. Yas doğrusal ilerleyen bir süreç değil; kişi bazı günler kendini iyi hissederken, bazı günler kaybı yeniden ilk günkü kadar yoğun yaşayabilir. Sağlıklı yas sürecinde kişi zamanla kaybın gerçekliğini kabul etmeye, kaybın yarattığı duygusal acıyla yaşamayı öğrenmeye ve hayatına yeni bir anlam kazandırmaya başlar. Amaç kaybı unutmak değil, onunla birlikte yaşamayı öğrenebilmektir.” şeklinde konuştu.
Yasın belirli bir son kullanma tarihi yok!
Yasın belirli bir son kullanma tarihi olmadığına işaret eden Tunçel, “Birçok kişi için ilk birkaç ay en yoğun dönem olsa da, kaybın etkileri bir yıl hatta daha uzun süre farklı yoğunluklarda hissedilebilir. Bu tamamen bireyin kişilik özelliklerine, kaybın niteliğine, sosyal destek sistemine ve yaşam öyküsüne bağlıdır.” dedi.
Ancak bazı belirtilerin, profesyonel değerlendirme gerektirebileceğini kaydeden Tunçel, şöyle devam etti:
“Aylar geçmesine rağmen günlük yaşamı sürdüremeyecek düzeyde yoğun işlev kaybının devam etmesi, sürekli ve değişmeyen yoğun özlem, kaybı kabullenememe ve yaşamın tamamen durmuş hissedilmesi, kendini aşırı suçlama veya değersizlik düşüncelerinin baskın hale gelmesi, hayattan tamamen çekilme, sosyal ilişkilerin sona ermesi, umutsuzluk, yaşamın anlamsız olduğu düşünceleri veya intihar düşüncelerinin ortaya çıkması, yoğun uyku ve iştah bozukluklarının uzun süre devam etmesi. Bu belirtiler her zaman depresyon anlamına gelmez; ancak uzamış yas bozukluğu veya klinik depresyon açısından mutlaka ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.”
Bastırılan duygular ortadan kaybolmaz; yalnızca ifade biçimini değiştirir!
Toplumda ‘güçlü olmalısın’, ‘ağlama’, ‘hayat devam ediyor’ gibi mesajların sıkça verildiğine değinen Tunçel, “Oysa bastırılan duygular ortadan kaybolmaz; yalnızca ifade biçimini değiştirir.” dedi.
Duygularını uzun süre bastıran kişilerde kaygı bozuklukları, depresyon, öfke patlamaları, panik belirtileri veya travma sonrası stres belirtilerinin daha sık görülebileceğini vurgulayan Tunçel, “Bunun yanında kronik stres nedeniyle uyku problemleri, kas ağrıları, baş ağrıları, mide-bağırsak yakınmaları, bağışıklık sisteminde zayıflama ve kronik yorgunluk gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabilir. Sağlıklı yas, acıyı sürekli yaşamak değil; gerektiğinde ifade edebilmek, destek alabilmek ve zaman içinde yaşamla yeniden bağ kurabilmektir.” diye konuştu.
Yas, yaşamın anlamının ve beklentilerin değişmesiyle de ortaya çıkabilir!
Kederin yalnızca ölüm sonrası yaşanan bir duygu olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “İnsanlar hayatlarında önem verdikleri her şeyi kaybettiklerinde yas yaşayabilirler. Bir boşanma, uzun süre emek verilen bir işin kaybedilmesi, ciddi bir hastalık tanısı almak, uzuv kaybı yaşamak, doğurganlığın kaybı, göç etmek, ekonomik kayıplar veya kişinin geleceğe dair hayallerinin yıkılması da benzer yas süreçlerini tetikleyebilir. Çünkü yasın temelinde yalnızca bir kişinin kaybı değil, kişinin yaşamındaki anlamın, güven duygusunun, rollerinin veya geleceğe ilişkin beklentilerinin değişmesi vardır. Bu nedenle ‘Bu kadar üzülecek ne var?’ gibi söylemler yerine, her bireyin yaşadığı kaybın kendi yaşamındaki anlamını dikkate almak gerekir.” açıklamasını yaptı.
İlaç tedavisi doğrudan yası ortadan kaldırmak amacıyla uygulanmaz!
Her yas sürecinin tedavi gerektirmediğini dile getiren Tunçel, “Doğal yas, çoğu zaman güvenli bir sosyal destek ve gerektiğinde psikolojik danışmanlıkla sağlıklı biçimde ilerler. Ancak yas uzamış, kişinin yaşamını ciddi şekilde etkilemeye başlamış veya depresyon, travma ya da kaygı bozukluğu gibi ek ruhsal sorunlar gelişmişse profesyonel destek önem kazanır.” dedi.
Bu durumda uygulanabilecek yaklaşımlara açıklık getiren Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yas odaklı psikoterapi, kaybın anlamlandırılması, yoğun özlem duygusunun işlenmesi ve kişinin yaşamına yeniden uyum sağlamasını desteklemeyi amaçlar. Bilişsel davranışçı terapi, suçluluk, umutsuzluk ve işlevselliği bozan düşünce kalıplarının ele alınmasına yardımcı olur. Travma odaklı terapiler, özellikle ani, beklenmedik veya travmatik kayıplarda uygulanabilir. Destekleyici psikoterapi ve grup terapileri, benzer deneyimleri yaşayan kişilerle güvenli paylaşım alanı oluşturabilir. Aile terapisi, özellikle aile sistemini etkileyen kayıplarda iletişim ve uyum sürecini destekleyebilir.
İlaç tedavisi ise doğrudan yası ortadan kaldırmak amacıyla uygulanmaz. Eğer kişide klinik depresyon, ağır anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu veya ciddi uyku sorunları gibi eşlik eden psikiyatrik tablolar varsa, psikiyatri uzmanı tarafından uygun görülen medikal tedavi psikoterapiyle birlikte planlanabilir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı


Yorum Yazın