Ataköy Medicana Hastanesi’nden Uzm. Dr. Burak Uzel, erkeklerde yaş ilerledikçe gündeme gelen testosteron düşüklüğü ve testosteron replasman tedavisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Uzel, özellikle testosteron tedavisinin kalp damar hastalığı riskini artırıp artırmadığına ilişkin tıp dünyasında önemli bir yere sahip TRAVERSE çalışmasının sonuçlarına dikkat çekti.
The New England Journal of Medicine’da (NEJM) yayımlanan landmark TRAVERSE çalışmasını değerlendiren Dr. Uzel, araştırmada 45-80 yaş arasında, kalp damar hastalığı bulunan veya bu hastalık açısından yüksek risk grubunda yer alan 5 bin 246 hipogonadizm hastasının incelendiğini belirtti.
Çalışmada katılımcılara rastgele olarak plasebo veya günlük jel formunda yüzde 1,62’lik testosteron tedavisi uygulandığını aktaran Uzel, araştırmanın ortalama 22 aylık tedavi ve 33 aylık takip süresini kapsadığını ifade etti.
TRAVERSE çalışmasının sonuçlarına göre testosteron replasman tedavisi alan grupta majör olumsuz kardiyovasküler olay (MACE) görülme oranı yüzde 7,0 olurken, plasebo grubunda bu oran yüzde 7,3 olarak gerçekleşti.
Dr. Uzel, iki grup arasında MACE riski açısından anlamlı bir fark gözlemlenmediğini belirterek, testosteron tedavisinin kalp güvenliği açısından plaseboya kıyasla “alt sınırda güvenli” (non-inferior) olduğunun kanıtlandığını söyledi.
Bununla birlikte Uzel, tedavinin yalnızca kalp damar hastalığı riski üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini, araştırmada bazı ikincil riskler ve yan etkilerin de ortaya konulduğunu vurguladı.
Çalışmada testosteron tedavisinin bazı olumlu sonuçlarının da görüldüğünü belirten Uzel, tedavi alan hastalarda anemi açısından belirgin düzelme ve kan değerlerinde artış sağlandığını ifade etti.
Tedavi grubunda ayrıca cinsel aktivite ve cinsel fonksiyonlarda iyileşme kaydedildi.
Ancak testosteron tedavisinin kemik kırıkları açısından beklenen sonucu vermediğine dikkat çeken Uzel, tedavi uygulanan hastalarda kemik kırığı riskinde azalma sağlanamadığını belirtti.
Dr. Uzel, testosteron tedavisi sırasında bazı risklerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
Çalışmada testosteron kullanan grupta atriyal fibrilasyon, yani kalp ritim bozukluğu görülme sıklığında artış kaydedildi. Bunun yanı sıra pulmoner emboli, yani akciğere pıhtı atması vakalarında da artış gözlendi.
Tedavi grubunda ayrıca olası böbrek etkilerine bağlı akut böbrek hasarı riskinde artış tespit edildi.
Uzel, bu bulguların testosteron tedavisinin her hasta için aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirterek, tedavi kararı öncesinde hastaların mevcut risklerinin dikkate alınmasının önemine işaret etti.
TRAVERSE çalışmasında dikkat çeken bir diğer noktanın tedaviyi bırakma oranı olduğunu aktaran Uzel, hem testosteron hem de plasebo grubunda katılımcıların yaklaşık yüzde 60’ının tedaviyi yarıda bıraktığını söyledi.
Uzel, bu durumun günlük jel formunda uygulanan tedavinin hastalar açısından uzun süre sürdürülebilirliğinin zor olabileceğine işaret ettiğini belirtti.
Uzm. Dr. Burak Uzel, özellikle genç bireylerin testosteron seviyelerini sık sık kontrol ettirmek istediğine dikkat çekti.
Genç yaşlarda testosteron seviyelerinin genellikle normal aralıklarda seyrettiğini belirten Uzel, klinik testosteron düşüklüğünün çoğunlukla ileri yaşlarda görüldüğünü ifade etti.
Bu nedenle genç bireylerde rutin veya gereksiz testosteron takibi yaptırılmasına gerek olmadığını vurgulayan Uzel, testosteron düzeylerinin yalnızca gerekli klinik değerlendirmeler doğrultusunda ele alınması gerektiğini söyledi.
Testosteron replasman tedavisinin rastgele uygulanmaması gerektiğinin altını çizen Uzel, tedavinin yalnızca seçilmiş ve hipogonadizm tanısı kanıtlanmış hastalarda değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Tedavi sürecinde doz ayarlamasının ve hedef testosteron aralığının korunmasının önemine dikkat çeken Uzel, hastaların olası kalp ritim bozukluğu ve pıhtılaşma riskleri açısından da düzenli aralıklarla takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
Dr. Uzel, “Terapötik dozu doğru ayarlamak, hedef aralığı korumak ve ritim bozukluğu ile pıhtılaşma riski açısından hastaları düzenli aralıklarla takip etmek hayati önem taşıyor” dedi.
TRAVERSE çalışması, kalp damar hastalığı bulunan veya kardiyovasküler risk açısından yüksek risk taşıyan hipogonadizm hastalarında testosteron replasman tedavisinin majör kardiyovasküler olaylar açısından plaseboya göre daha yüksek bir risk oluşturmadığını ortaya koyarken, tedavinin diğer olası riskler açısından da dikkatli şekilde değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.


Yorum Yazın